" 4000 Yıllık Tarihî Aldatmacalar | Kitap oku

4000 Yıllık Tarihî Aldatmacalar

By on Haziran 4, 2017

Fyodor Kuzmiç adında bir sahtekârın Rus Çarı I. Aleksandr’ın yerine geçtiği bilinen bir gerçekti. Demir maskeli adamın varlığına dair kanıt yoktu. Birinci Dünya Savaşı 1917’de bitebilirdi. Roosevelt, Japonların Pearl Harbor’a saldıracağını önceden haber almıştı. 11 Eylül 2001 saldırıları ABD’deki herkesi şaşırtmadı.

Bu gerçekler uzun süredir biliniyordu. Buna rağmen, kültür ve eğitimin yüzyıllardır dayattığı ve müşterek mirasın tamamlayıcı parçası olarak kutsalmışçasına varlığını sürdüren efsanelere hâlâ mahkûmuz. Tarihî gerçekler yeterince çekici değil mi?

II. Ramses’in sahte Kadeş zaferinden, Direniş’te havaya uçan milyarlara ve Marko Polo’nun Çin’deki düzmece maceralarına kadar, Gerald Messadié en göz önündeki aldatmacalara değiniyor. Oysa dört bin yıl süren efsaneler, sahtekârlıklar, yok saymalar ve başka yalanlar hâlâ okullarda öğretiliyor.

1931’de Kahire’de doğan romancı ve tarihçi Gerald Messadié’nin, Saint-Germain Kontu, Marie-Antoinette ve Joséphine de Beauharnais’yle ilgili biyografileri doğru sanılan birçok yanlışı düzeltmiştir.

***

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ …. 13
BİRİNCİ KISIM ESKİ DÜNYANIN ALDATMACALARI
II. Ramses: Büyük Firavun ve İlk Büyük Yalan Söyleme Hastası …. 29
Büyük Kudüs, Davut’tan Önce Vardı …. 32
Demokrasiyi Yunanlar mı İcat Etti? …. 34
Sokrates’in Ölümü: Zor Gizlenebilmiş Bir İntihar …. 36
Pyfheas’ın Thule’u Keşfetmesi ya da
-aslında öyle olmayan- Bir Şaka …. 42
Jül Sezar’ın Roma’sında Uydurulan Bir Skandal …. 47
İsa, Nasıra’da mı Doğdu? …. 51
İftira Kurbanı Neron …. 54
Aziz Pavlus’un Nüfus Kaydı, Yersiz Bir Sorun …. 59
Noel Bir Pagan Bayramıdır ve Takvim Yedi Yıl Geç Kaldı …. 67
Atalarımız Galyalılar mı? …. 71
Clovis, Fransa’nın İlk Kralı mı Belçika Prensi mi? …. 77
“Charles Martel Arapları Poitiets’de Durdurdu” ya da
Hedefin On tkiden Vurulması …. 81
Merovenj ve Karolenj Kralların Çokeşli miydiler? …. 85
Öğrencilerin Koruyucusu ve “Avrupa’nın Babası” olarak Şarlman’ın İcadı …. 88
Kadın Papa Jeanne, Yüzlerce Yıl Süren Bir Aldatmaca …. 92
Milliyetçilerin Calais Burjuvaları Uydurması …. 98
Marko Polo’nun Seyahatleri ya da, Boş İşler Kitabı …. 101
Jeanne d’Arc Gerçekten Yaşadı mı? …. 108
Claude des Armoises veya Sahte Jeanne d’Arc Olayı …. 132
Önce Ortaya Çıkarılan, Sonra “Unutulan”
Konstantin Bağışı Üçkâğıtçılığı …. 139
İki Gül Savaşı’nın Sahte Warwick ve Sahte Ridıard’ı …. 141
Kristof Kolomb Amerika’yı Keşfetti mi? …. 144
Orta Çağ Ne Zaman Başladı ve Ne Zaman Bitti? …. 149
Marignan: Zarara Uğramış Bir Askeri Şan Üzerine Bir Kataplazma …. 152
Loudun Şeytanları ve Diğer Palavralar …. 156
“Demir Maske” Hangi Metaldendi? …. 159
Vampirlerin Uydurulması …. 168
“Voltaire’in Ülkesi”: Gerçekten Rahatça Konuşulan Yer mi? …. 171
Anlaşılmaz Boston Çay Partisi Miti …. 173
Bay Mesmer’in Şarlatanlıkları …. 177
Kraliçenin Gerdanlığı Olayı:
Beyin Yıkamaya Varan Bir Dolandırıcılık …. 180
Vendée’deki Ceset Yakma Fırınları …. 184
Napolyon’a Viyana Yolunu Açan Yanlış Bilgi …. 189
General Ned Ludd ya da Var Olmayan İngiltere Kralı …. 192
Bourbonlar “Düşmanın Arabalarıyla” Dönmediler mi? …. 194
Kızıl Han Efsanesi …. 196
Napolyon’un Varlığı ve Evrensel Monarşi …. 201
Fiodor Kuzmiç: Namı Diğer Rus Çarı I. Aleksandr’ın
İnanılmaz Aldatmacası …. 206
Napolyon’un Naaşı Invalides’de mi Bulunuyor …. 2l2
“Bilimsel” Irkçılığın Uğursuz Saçmalıkları …. 219
Hafif Tugayın Saldırısı ya da Aptallığın Zaferleri …. 223
Araukanya ve Patagonya Kralı I. Orélie Antoine’ın
Gerçek ve Şaşırtıcı Hikâyesi …. 226
Komün, Bismarck’la Barış Görüşmesi Yapmak İsteyince …. 233
Billy The Kid Bir “Terazi” miydi? …. 240
Mayerling’in Yalanları …. 243
İKİNCİ KISIM GÜNÜMÜZ DÜNYASININ ALDATMACALARI
Siyon Bilgelerinin Protokolleri veya Silinmez Sahtekârlık …. 249
Hayvan Organı Nakli Sayesinde Gençlik Geri Kazanılabilir mi? …. 253
Hastalıklarını Dünyadan Gizleyen Devlet Adamları …. 259
Boronali, “Eksessivizm” Akımının Üstadı …. 271
Voyniç Elyazmasına Dair Akıl Almaz Aldatmaca …. 273
Nefertiti’nin Gerçek veya Sahte Büstü …. 277
Arşidük Franz Ferdinand’a Korkunç Suikast …. 281
Mons Meleği, Hendeklerin Kahramanca Kurgusu …. 286
Lusitania’nın Batışının Oldukça Şüphe Uyandırıcı
Biçimde Sömürülmesi …. 289
Çin İmparatoriçesinin Sevgilisi ve Kral V. George …. 291
“Sonuncuların Sonuncusu” Bir Yıl Erken Bitebilir miydi? …. 295
ABD’yi Savaşa İten Telgraf Hikâyesi …. 301
André Marty Masalı, “Karadeniz’in İsyancısı” …. 307
Müttefik Devletlerin Amiral Kolçak’a İhaneti …. 314
Gambetta Gözü Opéra-Comique’e Nasıl Ulaştı …. 323
Müze Uzmanlarının Skandali veya Kendi Kendine
Telkinin Mucizeleri …. 329
Trebitsch Lincoln: Yahudi, Papaz Çırağı, Nazi İspiyoncusu
ve Çinli İhtilalcilerin Danışmanı …. 338
Saygı Gösterilen Katil …. 346
Glozel’in Yahnisi ve Piltdown’ın Diğer Kafatasları …. 350
Almanların Atom Bombasıyla İlgili Gerçekler Neden Söylenmedi? …. 353
Fransız Direnişi, Gizemini Koruyan Galaksi …. 358
RAF’ın Akıl Dışı Rakamları ve İngiltere Savaşı’nın Karışıklıkları …. 367
Churchill, Coventry’yi Gizli Servisine Feda mı Etti? …. 371
Bulunmaz “10 Temmuz 1940 çağrısı” …. 374
Roosevelt’in Japonların Pearl Harbour Saldırısı’ndan
Haberi Var mıydı? …. 378
Unutulan Bir Bölüm: Fransa Bankası’nın
Para Çuvallarının Kayboluşu …. 383
Mussolini’nin İdamı ve Churchill’in Resim İlhamları …. 387
Sovyet Michurinizmi’nin Büyük Şakası …. 391
Ernesto Che Guevara, Efsaneden Aldatmacaya …. 394
Kastratoların Seslerine Duyulan Tuhaf Hayranlık …. 400
J. E. Kennedy’nin Öldürülmesinin Gizemi Çözülecek mi? …. 404
Gizemli Salvador Allende Efsanesi …. 417
Saklanan Parapsikolojik Savaş …. 422
Hitler ve Mussolini’nin Sahte Günlükleri …. 432
Çernobil Bulutu Hakkındaki Gerçek …. 440
Simyacılardan Daha Güçlü, Bre-X Ustaları …. 444
Komünizmin Suçlan ile Nazizmin Suçları Arasında Ne Fark Var? …. 447
Muammer Kaddafi ve Bulgar Hemşireler Meselesi …. 451
11 Eylül Saldırılarına Şaşırmayan Çok Fazla İnsan Vardı …. 453
Irak Savaşı, Üçlü Bir Aldatmacanın Ürünü …. 460
SONUÇ OLARAK Kendimizi Nasıl Aldatıyoruz …. 467
DİPNOTLAR …. 471

ÖNSÖZ

Aldatmacayı ortaya çıkarmak, yalanı ortaya çıkarmaktır. Bu felsefi girişim o kadar geniş kapsamlıdır ki bütün bir ömür boyunca sürebilir. Üstelik gerçeğin tıpatıp aynı iki görünüşü yoktur, bu nedenle kendi gerçeğini tarif eden herkes, karşısındakine istemeden de olsa yalan söyler. Bu özdeyiş de zaten eskidir: “Herkesin doğrusu kendine.”

Öte yandan yalan söylemenin birçok farklı, çoğu zaman karışık bir biçimi vardır. Dürüst yalan, örneğin adli bir olayda bir serserinin görünüşü konusunda yanılan bir tanığın yalanı, kasten söylenen yalandan, örneğin bir yalancı tanığın yalanından farklıdır. Yalancı tanık, bir hilekârdır.

Antik Yunan’da hiç kimse Athena’yı görmemişti, ama onun aslında var olmadığını iddia etmek idamla cezalandırılan bir suçtu. Onun gerçekliği, adına efsane denilen kurgunun veya dürüst yalan türünün bir parçasıydı; efsaneler, oldukça fazla sayıda yurttaşın asil bir davayı savunmak adına bir araya gelmesini sağlıyordu. Buna karşın, önemli bir siyasi karar almak için tanrılar tarafından atandığını iddia etmek, hilekârca bir yalan, yani bir aldatmacaydı ve bunun da idamla cezalandırılması gerekiyordu.

İkisini ayırt etmek güçtür. Aldatan kişi aslında dürüst olabilir mi? Bir hayal görmüş ve gerçekten tanrılar tarafından atandığına inanmış olabilir mi? Bu sorular milletlerin hayatında bir amfitiyatroda olduğundan daha fazla önem taşıyor. Çünkü söz iktidarın aracıdır ve toplum içinde dile getirilen söz, otoritenin işaretidir. Ancak her ikisini de elinde bulunduranlar en çok sayıda kişiye hitap etme ayrıcalığına sahip olur.

İzninizle kişisel bir anıma yer vereceğim, çünkü bana tam da sırasıymış gibi geliyor. 2006′da İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgesinin televizyon kanalı Şeytan üzerine halka açık bir oturum düzenlemeye karar verdi ve bu amaçla bir Katolik rahibi, bir Protestan rahibi, bir Müslüman imamı ve hem laik olduğum hem de Şeytanın Genel Tarihi‘ni yayımlamış olduğum için beni çağırdı. Tartışma konusu bu varlığın teolojideki yerine geldi. Davetliler, onun Kötülük’ün özünü ve Tanrı’nın düşmanını temsil ettiği yönünde hemfikirdiler; ama konuşma sırası bana geldiğinde onlardan farklı bir görüş bildirdim. Onun Eski Ahit’e göre Tanrı’nın hizmetkârı olduğunu hatırlattım. Stüdyoda öfkeyle karışık bir şaşkınlık havası esti. O zaman Eyüp Kitabı’nda yer alan şu satırları söyledim: “Bir gün ilahi krallık mensupları Tanrı’nın huzurunda toplandılar ve Şeytan onların arasındaydı. Tanrı ona nerede olduğunu sordu. Şeytan, ‘Dünya’yı gezip dolaşıyordum’ diye yanıt verdi. Tanrı ona, ‘Kulum Eyüp’e bakıp düşündün mü? Dünya’da onun gibi kimseyi bulamazsın’” (Eyüp, 1, 6-8). Demek ki Şeytan ilahi krallığın bir mensubuydu. Öfkenin yerini derin bir üzüntü aldı ve rahip, benim kutsal kitapların neden kâfirlerin eline bırakılmaması gerektiğini göstermiş olduğumu söyledi.

Bunun ardındaki gizli düşünce, yalnızca yetkililerin bu kitapları yorumlayabileceğiydi. Oysa yetkililer de insan. Bilindiği gibi, yüzyıllardır arada bir yanıldıkları oluyor.

*

XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sessiz bir devrim giderek daha gürültülü bir hale gelir. Uluslararası bir devrimdir bu. Hep bir ağızdan “Bize yalan söylendi!” diye haykırılır. Hangi konuda? Geçmiş konusunda. Protesto edenler kimler? Genç tarihçiler. ABD, Fransa, İngiltere, İtalya ve başka yerlerde, meslekleri geçmişi anlatmak olan bu uzmanlar birçok kişinin canını sıkan bir başkaldırıya katılırlar. Kolektif ve aktarılabilir hafızayı oluşturan aldatmacalar üzerine giderek daha çok kitap, inceleme ve dergilerde özel sayılar yayınlıyorlar.

Daha XIX. yüzyılda tarihçi Fustel de Coulanges onlardan erken davranmıştı; “Tarihi öğretmek, bir iç savaştır.”

Bu isyankârları öfkelendiren yalanlar ancak saf insanları şaşırtabilir. Prehistorya döneminden kalma mağaralardaki resimlerden beri, insan ruhunun sürekli efsanelerin peşinden koştuğu açıkça görülüyor. Yalnızca efsane insanın kalbini heyecanla çarptırabilir ve ona harekete geçme hevesini aşılayabilir. Oklarla delinmiş yaban öküzü imgesi, insanın hayvana karşı zaferini simgeliyordu ve hayvan kalıntıları yaşam için gereken temel besini sağlıyordu, tıpkı keskinleştirilip bıçak haline getirilebilen kemikler, giysi olarak üzerine geçirilen deriler gibi. Derken savaşçılar başlıklarına boynuz takma alışkanlığı edindiler: Yaban öküzünü yenmişlerdi, onlar kahramandı, artık ellerinde silahlar vardı. Tarihin başlangıcından sonra, lejyonlar bir savaş tanrısının koruyuculuğu altında savaşa gittiler; ya Mars, ya Ares, ya Bellone, ya Ogmios ya da bir diğeri. Kimse onu asla görmemişti ama o vardı, çünkü var olması gerekiyordu. Hatta onun için bir yaşam öyküsü icat ettiler ve Mars’ın başına gelen aksi tesadüfler (örneğin, Venüs’le sevişirken Vulcanus’un onu ağıyla yakalaması gibi) anlatıldığında gülmekten yerlere yatıyorlardı.

Çünkü efsane gerçek olandan daha güçlüdür.

Ama yalandır.

Zamanla matbaa yerleşerek bilgiyi yaydıkça, bir sürü insanın efsaneler uydurdukları ve bu efsanelerin iktidar araçları olmalarının yanı sıra zehirli de olabilecekleri anlaşıldı. Propagandanın doğuşu bunları daha da tehlikeli hale getirdi. Örneğin kimi efsane üreticileri, Almanlar gibi kültürlü bir milleti “aryan ırkı” efsanesiyle kışkırttılar.

Kendilerinden büyüklerin zihinlerine doldurdukları boş sözlere karnı tok olan genç tarihçiler; birer yok edici gibi savaşa başladılar. Görevleri tamamlanmadı; aslında efsaneler çoğalıyor. Hafızaların kuytu köşelerine yerleşiyorlar.

Ama bunlar nasıl tespit edilebilir?

*

Her bilgi özünde eksiktir ve yeniden incelemelere, dolayısıyla hatalara açıktır. XXI. yüzyıldaki tedavi yönteminin XX. yüzyılın başındaki tedavi yöntemiyle ancak uzaktan bir ilişkisi olduğunu her doktor doğrulayabilir. Tarih bu kaideyi bozan bir istisna değildir. Tarih nedir? Dönemin belgeleri ve kanıtlarından yola çıkılarak geçmişin anlatımı ya da anlatımlarının birleşimidir. Ama ister antik çağ tarihi, ister geçmiş yüzyılların isterse son birkaç on yılın tarihi olsun, tarih, arkeolojik keşiflerin veya belgeler ve kanıtların ortaya çıkışıyla sürekli değişmektedir.

Sonuç olarak, her bilgi doğası gereği eksiktir.

Nitekim, XIX. yüzyılın son çeyreğine kadar aydınlar ve halk, Homeros’un İlyadası’nın, belki Homeros döneminde olup bitmiş ama herhangi bir tarihî gerçeklikle pek de ilgisi bulunmayan olayların şiirsel bir anlatımı olduğunu düşünüyorlardı. Hatta şairin

Bir önceki yazımız olan Üç Açıdan Küba – Politik Katılım, Eğitim, Kadın/Erkek başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir